Triberg Şelalesi: Kara Ormanlar’ın Kalbinde Bir Günlük Kaçamak
Hafta sonu için kısa ama doğayla iç içe bir kaçamak yapmak istediğimde aklıma hemen Kara Ormanlar geldi. Almanya’nın güneybatısında, doğasıyla meşhur Schwarzwald bölgesi, insana gerçekten nefes aldırıyor. Bu seferki hedefim, Almanya’nın en yüksek şelalelerinden biri olan Triberg Şelalesi’ydi.
Yola Mannheim ‘dan çıktım. Havanın serin ama güneşli olduğu bir sabah, kahvemi alıp direksiyon başına geçtim. Navigasyonu Triberg’e ayarladım ama düz otobandan gitmek yerine, biraz daha manzaralı bir rota seçtim: Offenburg üzerinden Schwarzwald’ın iç yollarına girmek.
İşte işin büyüsü tam da burada başladı. Offenburg’dan sonra araç trafiği azaldı, yollar daraldı ama ağaçların arasından kıvrıla kıvrıla ilerlemek müthiş keyifliydi. Ormanlar öylesine yoğun ki, zaman zaman güneş ışığını bile zor görüyorsunuz. Yol boyunca bazı köylerden geçtim; hepsi kartpostallık. Küçük ahşap evler, yeşilin bin bir tonu, zaman zaman karşıma çıkan yürüyüşçüler ve bisikletliler… Gerçekten insana huzur veren bir rota.
Triberg’e Vardığımda…
Kasabaya vardığımda ilk dikkatimi çeken şey, merkezdeki kalabalık oldu. Şelalenin ana girişi çevresindeki otopark neredeyse doluydu; hatta araçlar dönüp dolaşıp yer arıyordu. Bu tür yerlerde park sıkıntısı çekmemek için önceden küçük bir araştırma yapmıştım. O yüzden, çoğu kişinin tercih ettiği girişe yakın otopark yerine, şelalenin üst kısmına çıkan yolun sonunda, tepenin arkasında kalan daha sakin bir otoparkı tercih ettim.
İyi ki de öyle yapmışım! Hem daha huzurlu bir ortamdaydı hem de ormanın içinden aşağıya doğru yürüyerek şelaleye yaklaşmak ayrı bir deneyim sundu. Aracımı park ettikten sonra hafif bir esinti eşliğinde kuş seslerini dinleyerek ormanın içinden yürümeye başladım.
Yukarıdan Aşağıya: Manzaralar, Kahve Molası ve Şehirle Buluşma
Biz aslında çoğu kişinin tersine bir rota izledik. Arabamızı şelalenin üst kısmındaki tenha otoparka bıraktığımız için yürüyüşümüz yukarıdan aşağıya doğru başladı. Bu sayede önce ormanın sessizliğini ve yüksekten gelen su seslerini dinleyerek, doğanın içinde yumuşak bir geçişle ilerledik.
Her birkaç yüz metrede bir seyir noktalarında durduk. Şelalenin farklı kademelerini kuşbakışı görmek gerçekten çok etkileyiciydi. Yanımıza termosla kahve almıştık – bu da bize büyük konfor kattı. Suyun sesini dinleyerek ve manzarayı izleyerek yaptığımız küçük kahve molaları, tüm yorgunluğumuzu aldı.
Yol boyunca birçok fotoğraf çekme fırsatı çıktı karşımıza. Hem doğal manzaralar hem de ahşap köprüler, yeşillikler ve şelale arka planında harika kareler yakaladık. Triberg gibi doğa ile iç içe olan yerlerde, her adımda ayrı bir güzellik var.
Şehirle Buluşma ve Guguklu Saatlerin Büyüsü
Aşağıya indikçe doğanın sessizliği yavaş yavaş yerini insana dair seslere, kalabalığa ve yaşama bıraktı. Şelalenin alt kısımlarına yaklaştıkça turist grupları, fotoğraf çekenler, çocuk sesleri derken ortam daha hareketlenmeye başladı. Özellikle yol üzerinde karşımıza çıkan turist satış noktaları, vitrinlerini süsleyen el yapımı ahşap guguklu saatler ve rengârenk hediyelik eşya dükkânları ilgimizi çekti.
Ormanın içinden gelen o dinginlik hâlâ üzerimizdeyken, küçük bir meydandan geçip Triberg’in merkezine doğru yürüdük. Bir yanda günlük şehir yaşamı, diğer yanda arkamızda bıraktığımız doğa ve şelalenin serinliği… İkisini birden aynı anda yaşamak, bu kısa ama dopdolu gezinin en güzel anlarından biriydi.
Merkezdeki guguklu saat satan dükkânlardan biri bizi içine çekti. Vitrinde sergilenen saatler âdeta küçük birer sanat eseri gibiydi. İçeri girdiğimizde buram buram ahşap kokusu ve duvarlardan gelen tıkırtılar arasında zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
Saatlerin her biri farklı hikâyeler anlatıyordu. Kimisi küçük bir köy sahnesini canlandırıyor, kimisinde minyatür oduncular, dönen değirmen çarkları ya da dans eden figürler vardı. En etkileyici olan ise bu detayların tamamının ince el işçiliğiyle, sabırla ve özenle yapılmış olmasıydı. Her bir parçada usta ellerin emeği hissediliyordu. Satıcıyla kısa bir sohbetimizde, bazı saatlerin yapımının haftalar, hatta aylar sürdüğünü öğrendik. El yapımı saatlerin fiyatları da buna göre değişiyor ama gerçek bir Schwarzwald hatırası arayanlar için kesinlikle değer.
Kapanış Notu
Triberg, sadece şelalesiyle değil, doğası, gelenekleri ve sıcak atmosferiyle de hafızada iz bırakan bir yer. Eğer yolunuz Kara Ormanlar’a düşerse, bu kasabaya uğramadan geçmeyin. Özellikle sabah erken saatlerde doğanın sesini dinleyerek yukarıdan aşağıya yürüyüş yapmak, insana huzurla karışık bir mutluluk bırakıyor.
Not Triberg Şelalesi’ni ziyaret etmek için en güzel zaman genellikle bahar ve yaz aylarıdır. Ancak yağmur sonrasi güne denk gelindiğinde , şelaleden akan suyun rengi biraz bulanık ve kirli olabilir. Bu, doğanın dinamik yapısının bir parçası ve bölgedeki toprak ve yaprakların akıntıya karışmasından kaynaklanıyor. Yine de, şelalenin gücü ve doğanın büyüsü her mevsim hissediliyor.
Triberg Ganimetleri