default

Grindelwald (CH)

Haziran ayında kısa bir izin fırsatı yakalayınca, uzun zamandır aklımın bir köşesinde duran o planı artık ertelemek istemedim: İsviçre Alpleri’nin kalbinde yer alan Grindelwald ve efsanevi Jungfrau bölgesine doğru tek başıma bir yolculuk.

Sabah çok erken saatlerde Hockenheim’dan yola çıktım. Daha güneş tam yükselmeden direksiyonun başındaydım; Almanya’dan İsviçre’ye doğru ilerlerken manzara yavaş yavaş değişmeye başladı. Düz yollar yerini yeşil vadilere, küçük kasabalara ve uzaktan görünen karla kaplı zirvelere bırakıyordu. Yolun kendisi bile bu gezinin bir parçasıydı aslında.

Grindelwald’a vardığımda ilk hissettiğim şey “sessizlik” oldu. Ama bu sıradan bir sessizlik değil; dağların arasında yankılanan, huzur veren bir sessizlik. Köyün merkezine indiğimde ise beni tipik İsviçre kartpostallarından fırlamış gibi görünen ahşap evler karşıladı. Balkonları çiçeklerle süslü, düzenli, sakin ve son derece estetik bir köy merkezi…

Köyün kalbi sayılan ana cadde, yani Dorfstrasse, boyunca yürümeye başladım. Sağlı sollu küçük butik dükkanlar, el yapımı ürünler satan mağazalar, İsviçre çikolatası kokusunun yayıldığı vitrinler ve sıcak atmosferli kafeler birbirini takip ediyordu. Her birkaç adımda bir başımı kaldırıp baktığımda ise karşıma çıkan manzara değişmiyordu: Devasa ve etkileyici yüzüyle Eiger adeta köyün üzerine gölge gibi düşüyordu.

Dorfstrasse’de yürümek, sadece bir gezinti değil; sanki yavaşlatılmış bir zamanın içinde ilerlemek gibiydi. Bir noktada küçük bir kafeye oturup mola verdim. Taze bir kruvasan ve yanında sıcak bir kahve… İsviçre’nin meşhur tatlılarından Kirschtorte’yi de denemeden geçmek olmazdı. Kiraz aromasıyla hafif ama karakterli bu tatlı, manzaranın huzuruyla birleşince o anı daha da unutulmaz hale getirdi.

Merkezdeki restoranlarda ise İsviçre mutfağının en bilinen lezzetleri dikkat çekiyor. Özellikle erimiş peynirden yapılan fondü ve raclette, soğuk dağ havasında insanın içini ısıtan klasikler arasında. Zaten böyle bir yerde yemek yemek bile başlı başına bir deneyim.

Kafeden kalkıp tekrar yürümeye devam ederken, etrafımdaki dağ silsilesi daha da etkileyici hale gelmeye başladı. Uzakta Wetterhorn silueti beliriyor, zirveler arasında ışık ve gölge sürekli değişiyordu. Bu manzara, insanın durup sadece izlemesini zorunlu kılıyor.

Bu yolculuğun asıl amacı olan Jungfrau bölgesi gezisi için içimde ayrı bir heyecan vardı. Daha ilk saatlerde bile bu bölgenin neden dünyanın en etkileyici doğa alanlarından biri sayıldığını anlamaya başlamıştım. Grindelwald, sadece bir köy değil; adeta dev dağların arasında kurulmuş bir başlangıç noktası gibi.

Günün devamında yapılacaklar listem zihnimde netleşmeye başlamıştı: teleferiklerle zirvelere çıkmak, buzulları görmek, manzara noktalarında uzun uzun durmak ve mümkün olduğunca bu atmosferi içine çekmek icin bilet organizasyonlari ve planlar kuruluyordu

Ama şimdilik sadece yürüyordum. Yavaş, sessiz ve tamamen anın içinde.

0 Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Madenburg (Pfalz)

Südpfalz Ormanlarında Gezi: Madenburg Kalesi ve Çevresi Almanya’nın Pfalz bölgesinde yer alan Madenburg Kalesi, Rhein vadisinin ve Palatina…